Son günlerin gündem maddesi olan Kürt meselesi, özünde tarihi, sosyo-kültürel ve ekonomik birçok nedeni barındıran bir muhtevaya sahiptir. Bu nedenden ötürü, Doğu ve Güneydoğu, fikir ve siyaset hayatımızda, coğrafi bir bölgeyi ve yönü ifade etmenin dışında, farklı alanlara işaret etmektedir. Dünyanın en kanlı bölgelerinden Ortadoğu'nun önemli bir parçası durumunda olan ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölümü son yıllarda çalkantılı olaylarla anılmakta, bölgeyle ilgili çözümsüzlüklerin daha da artması dikkatleri buraya çekmektedir.
Son günlerde kamuoyunu meşgul eden çözüme yönelik adımları ve “Kürt Açılımı” adı altında gerçekleştirilen çözüm arayışlarını desteklemekle birlikte meselenin özüne işaret eden bazı hususlara dikkat çekmek istiyoruz.
Güneydoğu Sorunu ya da Kürt Sorunu, kimilerine göre bir geri kalmışlık ve insan hakları sorunu iken kimilerine göre de Ortadoğu krizinin bir parçasıdır. Aslında tarihi bir derinliğe sahip bu meselenin son günlerde "Kürt Sorunu" olarak adlandırılması farklı eşiklere işaret etmiş, meselenin farklı alanlarda ve platformlarda tartışılmasını sağlamıştır. Bu problemi tartışmak, beraberinde "ulus-devlet, milliyetçilik, Ortadoğu, terör, eğitim, din" gibi farklı konuları da gündeme getirecektir ve getirmektedir. Bunların yanında "bölgesel geri kalmışlık, gelir adaletsizliği, toprak ağalığı" sorunları gibi daha pek çok sorun da konu etrafında gündeme gelecektir. Böylesine karışık sorunlar karşısında çözüm üretirken meselenin tarihi arka planında yatan gerçek nedenler unutulmamalı, bölgenin kültürel değerleri, inançları, sosyo-ekonomik ve sosyo-psikolojik durumu da göz önünde bulundurulmalıdır.
Konu ile ilgili inceleme ve araştırmalar gösteriyor ki, bugün hararetle tartışılan Kürt Meselesi, tarihi bir derinliğe ve arka plana sahiptir. Bu nedenle bölgenin iç dinamiklerini ve kültürel yapısını bilmek ve ona göre çözümler üretmek, tarihi tecrübelerden yararlanmak çözüm için akılcı adımlar olacaktır.
Bugün etnik kimlik üzerinden başlatılan tartışmalar, üniter yapının bozulacağı iddialarıyla çözüme uzak durma girişimleri, bölünme korkusu, terör olaylarının artabileceği endişesi, çözüm arayışlarının ardında yabancı mihrakları arama gayretleri düşünüldüğünde ülkenin bir tıkanma sürecine doğru ilerlediği görülecektir.
Gözden kaçırılmaması gereken noktalardan biri de sorunun Türkiye'nin AB yolundaki muhtemel kriz noktalarından biri olmasıdır. "Kürt Sorunu"nun "Demokratikleşme süreci"nin dışındaki bir boyutta ele alınması mümkün gözükmemektedir. Meselenin "terör" boyutu şartları zorlasa da, sorun; hukuk devleti normları çerçevesinde ele alınmalı ve şu sorulara cevaplar aranmalıdır.
Güneydoğu meselesinin tarihi sürecini nasıl belirleyebiliriz? Sorunun çözümünde atılacak kültürel ve siyasal çözümler hangi yönde olmalıdır? Cumhuriyetin başından beri bölgeyle ilgili problemlerin aşılamamasının genel olarak nedenleri nelerdir? Cumhuriyetle birlikte hayata geçirilen ulus-devlet yapılanmasının, otoriter anlayışların ve yaklaşımların bölge üzerindeki etkisi nasıl olmuştur? Genel bir politika olarak din yerine milliyet olgusunun ikame edilmeye çalışılmasının sonuçları nasıl olmuştur? Bölgede yaşanan terörün temel nedenleri neler olabilir? Sosyolojik olarak bölgeyi nasıl tahlil edebiliriz? Bu bölgenin karakteristik özellikleri nelerdir? Kürt-Türk kutuplaşmasının ve çatışmasının doğuracağı sosyo-ekonomik ve politik sonuçlar ne olabilir? Bu tür kutuplaşmaların önüne geçebilmek için alınacak tedbirler neler olmalıdır? Kürt halkının çoğunluğunun dindar ve İslamiyet'e sıkı bağlılığı düşünüldüğünde dinin bölge için önemi nedir? Bölgedeki huzursuzluğun önemli sebepleri arasında gösterilen halkın ve idarecilerin birbirlerini anlayamaması ve kaynaşamaması problemini aşmak için atılacak adımlar neler olabilir? AB süreci bu sorunu nasıl etkiler? Bu noktada hukuk devletinin hayata geçirilmesinin önemi nedir?
Ülkede, bu kronik sorunun çözümünü arzulayan müthiş bir çoğunluğun varlığı elbette ki yadsınamaz. Son günlerde çözüm için ortaya konulması beklenen yol haritası bu nedenle merakla beklenmektedir. İlgililerin çözüme yönelik ortaya koyacakları yol haritasında yukarıdaki hususları dikkate almaları çözüm için fayda sağlayacaktır. Bize göre bu yol haritasında aşağıda belirteceğimiz hususlar mutlaka göz ardı edilmemelidir.
1 – Demokratikleşme. Kürt sorununu doğuran antidemokratik yapımızdır. Terör vb. yıkıcı problemler özünde çağdaş bir demokrasiden yoksun olmamızın sonuçlarıdır. Türkiye her alanda, tüm kurumlarıyla birlikte demokratikleşmelidir. Demokratikleşme belli kurum ya da bölge ile sınırlı kalmamalıdır. Türkiye’nin her alanda demokratikleşmesiyle ve ülkemizde demokrasi kültürünün gelişmesiyle sorun kendiliğinden erimeye başlayacaktır. Meselenin "terör" boyutu şartları zorlasa da, sorun; hukuk devleti normları çerçevesinde ele alınmalı, iç ve dış mihrakların zorlamalarıyla atılacak tehlikeli adımlardan uzak durulmalıdır.
2- Bu yol haritasının ikinci temel ayağı çağdaş bir anayasa olmalıdır. Anti demokratik unsurları bünyesinde barındıran bir darbe anayasasına yaslanan çözüm arayışları akim kalacaktır. Zira, Türk modernleşmesinin de temel dinamiklerinden biri olarak tarihi bir derinliğe sahip olan anayasa geleneğinin çoğu kez totoliter ve devletçi zihniyete kurban edilmesi, hazırlanan anayasaların bireye karşı devletin ya da devletçi geleneğin yanında yer alması sadece Kürt meselesinin değil bir çok problemin özünü oluşturmaktadır.
3- Türk modernleşmesinin temel ayaklarından biri kabul edilen “resmî milliyetçilik” ve “katı laiklik” politikaları gözden geçirilmelidir. “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek dağlara kazınan etiketin yapıştırıcı, birleştirici olamadığını anlamış, birlikteliği ve eşitliği sahip olduğu tarihi, dini ve kültürel değerlerde bulmuş bir harita insanları mutlu kılabilir. Ulus-devlet yapılanması ve anlayışı ile Kürt meselesinde bir arpa boyu yol gidilemeyeceğini, salt askeri tedbirlerin ülkenin kaynaklarını yok etmek demek olduğunu kavramak gerekir. Yüzyıllar boyu kardeşçe bir arada yaşayan Türklerle Kürtlerin bunu nasıl başardıklarına dair tarihi ve dini tecrübelerden yararlanmak ve bölgede devlet- millet kaynaşmasını sağlayacak adımlar atmak gerekir. Dini dışlayan bir laiklik anlayışı da çözümü imkansız hale getirmeye devam edecek, doğunun dindar yapısının nefretini celbedecektir. Batı demokrasilerinde eşi benzerine rastlanmayan, katı laiklik anlayışı sorunun bir parçası olmaya devam edecektir.
4- Eğitim. Uzun vadede meselenin çözümünü kalıcı kılacak en etkili yol eğitimdir. Burada, bölgenin sosyo-kültürel yapısı göz önünde bulundurularak oluşturulacak bir eğitim yol haritası Kürt sorunuyla birlikte bölgenin birçok problemine kaynak teşkil eden “cehalet” hastalığını da tarihe gömecektir. Dikkat çekici hususlardan biri, Bediüzzaman’ın yüz yıl önce Sultan Abdulhamid’den başlayarak sunduğu projelerin en önemli ayaklarından en önemlisinin eğitime yönelik oluşudur. Bediüzzaman'ın bölgenin sosyo-kültürel yapısını da dikkate alarak önerdiği, din ve fen ilimlerinin kaynaştırıldığı bir üniversite modeli olan "Medresetü'z-zehra" projesinin bölge için hayati önemi vardır. Buna göre Bitlis, Van gibi doğunun çeşitli merkezlerinde üniversiteler kurulmalıdır. Bu üniversiteler çağdaş demokrasinin kuralları içinde işletilmeli, fen ilimleriyle birlikte dini ilimlerin bir arada öğrenilmesine imkan sağlanmalıdır. Eğitimin Kürtçe gibi yerel unsurları barındıran muhtevaya sahip olması Türkiye gibi bir imparatorluk bakiyesini korkutmamalıdır.
5- Fakirlik, bölgesel geri kalmışlık mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Ağrı’nın Patnos’unda, Bitlis’in Hizan’ında, Siirt’in Eruh’unda Şırnak’ta, şurada burada, fakirliğin ağır yükü altında ezilmiş, hayatın her anında bükülmüş yürekleri ferahlatacak, yüzleri güldürecek tedbirleri sunan, “yahu hayat ne güzelmiş” dedirtecek bir harita gereklidir. Bunun için istihdam alanları genişletilmeli, mesleki eğitime önem verilmeli, bölgeye yatırım desteklenmelidir.
6- Bölgedeki ihtilafları sona erdirecek tedbirler alınmalı, bölgede devlet- millet kaynaşmasını sağlayacak adımlar atılmalıdır. Bunun için de atılacak en önemli çözüm adımı, "demokrasi"ye yönelik olmalıdır. Ötekileştirici, dışlayıcı, küçümseyici politikalardan ve söylemlerden kaçınılmalıdır. Mesela Kürt Sorunu teşhisi bile kendi içinde sakıncalı ve çelişkilidir. "Kürt Sorunu" diyerek genelleyici ve ötekileştirici bir yaklaşımla meseleye bakmak, yüzyıllardır aynı topraklarda aynı kaderi paylaşan bir milleti rencide etmektedir.
7- Askeri tedbirler. Askeri tedbirler demokrasiyi ve demokratikleşmeyi askıya alacak tarzda olmamalı, hukuk devleti normlarının dışına çıkılmamalıdır. Terör vb. yapıların tam bir demokratikleşme ile ortadan kalkacağı unutulmamalıdır.
Sonuç olarak, çok yönlü bir problemler yumağı olan bu meselede tartışılabilecek birçok konu vardır; ancak samimi bir demokratikleşmeyle atılacak ve yukarıdaki hususları göz önünde bulunduracak adımlar çözümün gerçekleşmesine büyük ölçüde imkan sağlayacaktır.
Ömer GÜNEY
Çorum Ticaret Borsası
Yönetim Kurulu Başkanı |